Yayınlar

Dr. Öğr. Ü. Selçuk Türkyılmaz'ın, Prof. Dr. Yavuz AKPINAR ve Dr. Öğr. Ü. Yılmaz ÖZKAYA ile birlikte hazırlamış olduğu "Yeni Kafkasya" adlı eser yayımlandı.

"Bu çalışma ile Azerbaycan siyasi muhaceretinin Mehmet Emin Resulzade başkanlığında İstanbul’da çıkardığı ilk dergi olan Yeni Kafkasya Latin harflerine aktarılarak okurların hizmetine sunulmaktadır. Dergi Türkiye Türkçesi ile yayımlandığı için Latin harflerine aktarılırken de günümüzde Türkiye’de kabul edilmiş imla prensipleri esas alınmıştır. Okur ve araştırmacıların islerini kolaylaştırmak için dergide geçen şahıs, kitap, dergi, gazete isimlerinden oluşan bir dizin de hazırlanmıştır. Yeni Kafkasya sadece Azerbaycan Cumhuriyeti’nin değil, aynı zamanda Türkiye, Rusya ve bütün Kafkasya`nın yakın tarihine ışık tutmaktadır. Bu dergi koleksiyonu, XX. yüzyıl başlarında sözü edilen bölgelerde cereyan eden birçok siyasi, sosyal, kültürel ve tarihi gelişmeyi, hadiselerin içinde yer alan ve o dönemin şahidi olan siyasetçilerin, aydınların görüşleri, tahlil ve yorumlarıyla yansıtması açısından da önemli bir tarihi kaynak niteliğindedir. Eserin Türkiyeli ve Azerbaycanlı okurlar tarafından ilgiyle karşılanacağından eminiz."


Dr. Öğr. Ü. Selçuk Türkyılmaz'ın, Prof. Dr. Yavuz AKPINAR ve Dr. Öğr. Ü. Yılmaz ÖZKAYA ile birlikte hazırlamış olduğu "Yeni Kafkasya Yazıları" adlı eser yayımlandı.

"Yeni Kafkasya dergisi, Azerbaycan’ın birinci Cumhurbaşkanı Mehmet Emin Resulzade’nin Bolşevilderin Azerbaycan’ı istilasından sonra kaçıp geldiği Türkiye’de 1923-1927 yılları arasında yayımladığı, istiklal davasını savunan bir yayın organıdır. M. E. Resulzade’nin Yeni Kafkasya dergisindeki bütün yazıları bu kitapta bir araya getirilmiş bulunmaktadır. Bu yazılar, Azerbaycan’ın millî mücadelesinin ve istiklal davasının çeşitli safhalarını, özelliklerini, bu mücadelede ne gibi problemlerle karşılaşıldığını, muhaceret neşriyatının Sovyetler Birliği, Azerbaycan ve Türkiye üzerinde ne gibi etkileri olduğunu öğrenmek açısından önemli belge niteliğindedir. 2018 senesi, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılına denk gelmektedir." 


Dr. Öğr. Ü. Seçil Dumantepe'nin "Roman ve Öyküde Zaman" adlı eseri yayımlandı.

"Elinizdeki kitabın amacı, Batı’da zaman incelemeleri konusunda günümüzde de geçerliliğini koruyan en temel yaklaşımları anlaşılır ve sistemli bir şekilde ortaya koymak, üzerinde tartışılması bitmiş belli kuramsal konuların Türk edebiyatı araştırmalarında kullanılabilir hâle gelmesine katkıda bulunmaktır.
Şimdiye kadar, Türkiye’de roman ve öykü gibi anlatı metinlerinde zaman konusunun tek başına ele alındığı bir çalışmanın olmayışı nedeniyle, kitap esas olarak bu konuya bir giriş niteliği taşımaktadır. Bu nedenle kapsamlı bir girişten sonra, sözcük, cümle, sözce gibi metnin en küçük dilsel birimlerinden başlayarak zamanın bir anlatı metninde nasıl karşımıza çıkabileceği betimleyici bir biçimde sunulmaya çalışılmıştır. Böylelikle bu giriş çalışmasında sunulan zamanla ilgili başlıca kavramların, ileride yapılacak olan daha sınırlı ve ayrıntılı incelemelere de zemin hazırlaması hedeflenmiştir.
Kitapta anlatıda zamanı ele alırken yapılan kuramsal açıklamalar, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Yaz Gecesi” adlı hikâyesi üzerinde somutlaştırılmaya çalışılmıştır. Daha kolay ve bütüncül olarak kavranabilmesi açısından seçilen hikâye, zamansal yapısı yönünden en belirgin yönleriyle değerlendirilmiş, hikâye ile zaman arasındaki en temel ilişkiler gösterilmiş, sadece çözümlemeye katkı sağlayan ayrıntılar üzerinde durulmuştur."

 

Dr. Öğr. Ü. Selçuk Türkyılmaz'ın, "İsmail Gaspıralı ve Rusya Türklerinde Milli Uyanış" adlı eseri yayımlandı.

"İsmail Gaspıralı, eğitim anlayışıyla Rusya Müslümanlarının modernleşmesinde yeni bir kapı açmıştır. Okuma-yazma öğretiminin hızlanması, Müslümanlar arasında yeni bir neslin yetişmesini sağlamıştır. Usul-i Cedid eğitimin yaygınlaşması, ilk mektep kitaplarının ortaya çıkması, yeni edebî türlerde eserler verilmesi daha geniş bir ifade ile Rusya Türklerinin-Müslümanlarının dünya görüşünün değişmesinde Gaspıralı neredeyse tek başına başarılı olmuştur. İsmail Bey’in sıbyan mekteplerinde Usul-i Cedid üzere Türkçe okuma-yazma öğretimi başarılı bir sonuç vermiş, bu eğitim sistemi başta Kırım ve Kafkasya olmak üzere Rusya Türkleri arasında kısa zamanda yaygınlaşmıştır.
Tercüman gazetesi birçok açıdan önemli bir araç olmanın yanında Türkçe okuma ve yazmanın yaygınlaşmasında da büyük rol oynamıştır. Usul-i Cedid mekteplerin etkisinin bütün Rusya Türkleri arasında görülmesinde ve Doğu Türkistan’da Kaşkar gibi şehirlerde dahi uygulanmasında İsmail Gaspıralı’nın bu geniş coğrafyada yaşayan Türkleri-Müslümanları bir bütün olarak görmesi önemli rol oynamıştır."

Doç. Dr. Oğuzhan Şahin'in "İki Sufinin Mücadelesi" adlı kitabı yayımlandı.

On altıncı asrın son çeyreğinde Sofyalı Bâlî’nin halifelerinden Rusûhî mahlaslı sûfî şair, o dönem İstanbul’unda büyük tepkilerle karşılanan bir gazel yazar. Halvetî şeyhin bu gazeli dilden dile dolaşır. Rusûhî gazeli nedeniyle etraftan medhiye beklerken hiç ummadığı bir şekilde kendisi gibi sûfî olan Sünbüliyye’den Şeyh Yûsuf Sinânüddîn’in bir reddiyesiyle karşılaşır. Yûsuf Sinânüddîn,din ve devlet için büyük bir musibet olarak gördüğü Halvetî şeyhi “kör bir şeytan” olarak niteleyip haddinin bildirilmesini ister. Rusûhî, mülhidlik ithamına karşı kendini savunmak için fetvâ makamlarından gazelinin şer‘an câiz olduğuna dair fetvâ aldığını ilan eder.  Hem zevâhiri kurtarmak hem de birçok kesim için olduğu gibi sûfîler için de ihsan Ka’besine dönen III. Murad’ın sarayından dışlanmamak için gazelini tevil eden bir mektup yazıp sağa sola gönderir. Halvetî şeyhin akıbetinin ne olduğu belli değildir. Ya canını kurtarmak için firar etmiş ya da zındıklık suçlamasıyla sürgün edilmiştir. İki Sûfînin Mücâdelesi merkezde bir gazelin olduğu bu vak’anın izini iki farklı risaleden hareketle sürmeye çalışıyor. Yûsuf Sinânüddîn’e ait olan ilk risaleyle Rusûhî için sonun başlangıcı denebilecek yol aralanıyor.Münîrî-yi Belgradî’ye ait olan ikinci risaledeyse gazel “Fusûsü’l-Hikem” bağlamında tartışılıyor.
 

 

Prof. Dr. Şaban Doğan'ın hazırlamış olduğu "Türk Moğol Dil Tarih Kültür Araştırmaları" adlı kitap yayımlandı.

Türkiye ile Moğolistan arasındaki diplomatik ilişkilerin tesisinin 50. yılı olması münasebetiyle 2019‘da gerek Moğolistan‘da gerekse Türkiye‘de pek çok akademik toplantı ve kültürel etkinlik düzenlendi. TİKA ve İzmir Valiliğinin katkılarıyla, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı
Bölümü ile akademik ortağı olduğumuz Moğolistan Devlet Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Enstitüsü tarafından 3-7 Ekim 2019 tarihleri arasında düzenlenen, Kâtip Çelebi İzmir Türkoloji Buluşmaları I Türk Moğol Diplomatik İlişkilerinin 50. Yılında Geçmişten Günümüze Türk Moğol İlişkileri Uluslararası Çalıştayı da 50. yıl anısına gerçekleştirilen akademik toplantılardan birisiydi. Türk ve Moğol otuz bilim insanının konuşmacı olarak katıldığı çalıştayda sunulan bildirilerin de yer alacağı bir armağan kitap hazırlanmasına bu toplantıda karar verildi. Elinizdeki eser bahse konu toplantıda alınan kararın ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Türk ve Moğol bilim insanlarının birbirinden kıymetli çalışmalarının bir araya getirildiği bu güzide eserin okuyucuya MUIS-İKÇÜ Türkoloji Araştırmaları Enstitüsü yayını olarak sunulması da oldukça mühim ve anlamlıdır. Ortak Enstitünün ilk akademik faaliyeti olan çalıştayda sunulan bildirilerin gözden geçirilmiş biçimlerinin bir araya getirildiği Türk Moğol Dil Tarih
Kültür Araştırmaları adlı armağan kitap Enstitünün ilk yayını olarak siz değerli okuyucularıyla buluşuyor. Böylesine anlamlı bir esere çalışmalarıyla katkı sunan saygıdeğer bilim insanlarına şükranlarımızı sunuyor; Türk ve Moğol akademisyenlerin ortak çalışmalarının artarak devam etmesini temenni ediyoruz.

 

 

Dr. Öğr. Üyesi Sinan Güzel'in hazırlamış olduğu "Heikki Paasonen ve Çuvaşça Masal Derlemeleri" adlı kitap yayımlandı. 

Çuvaşça ilk kez 1730 yılında, Philip Johann von Strahlenberg’in 28 kelimeden oluşan söz listesi ile kayıt altına alınmıştır. Modern Çuvaşçanın başlangıcı için esas alınan Ekim İhtilali’ne kadar geçen yaklaşık iki asırlık zaman zarfında gramer, sözlük, dinî metin çevirisi gibi türlerde çeşitli yayınlar yapılmış, böylelikle Çuvaşçanın tarihsel dil malzemesi zenginleşmiştir. Türk dili araştırmalarının yanı sıra Altay dil araştırmaları için de vazgeçilmez olan Çuvaşçaya atfedilen önem göz önüne alındığında, söz konusu tarihsel malzeme daha kıymetli hâle gelmektedir. Ekim İhtilali öncesinde yayımlanan eserleri, yalnızca yazılı dilin şekillenmesi yolundaki deneyimler olarak göremeyiz. İlgili tarihsel dil malzemesinin büyük bir kısmı, Çuvaş yazı dilinin henüz standartlaşmadığı ortamda yazılmışlar ya da kayıt altına alınmışlardı. Bu nedenle de Çuvaşçanın farklı diyalektlerine ait söz varlığını ve dil özelliklerini bu metinlerde tanıklamak mümkündür. Tarihsel diyalektoloji çalışmaları için son derece önemli olan bu malzemenin incelenerek yayımlanması, yalnızca Çuvaşça için değil, Orta-İdil’de yaşayan Türk ya da Fin-Ugor kökenli halkların tarihî dilbilimi için de önemli katkılar sunacaktır.

 

 

 

Prof. Dr. Ömür Ceylan'ın yayına hazırlamış olduğu "Türk Tasavvuf Edebiyatından Seçmeler" adlı on kitaplık seri yayımlanmıştır. 

"Doğu dünyasının dinî, siyasî ve kültürel hayatını asırlar boyunca şekillendiren sufî öğreti, ilk sufîlerden bu güne değin mizaçları, meşrepleri, tavırları ve tepkileri birbirinden farklı binlerce ismi bir araya getirmiştir. Ruhî olgunlaşma için insanı dış dünyadan iç âlemlere davet eden tasavvuf, aklın vazgeçilmezliğini kırabilmek amacıyla mümkün olan en eleştirel biçimde düşünmeyi/tefekkürü, mananın gerçek yüzünü görebilmek için maddeyi olabildiğince tanımayı ve nefsi arındırabilmek için bedeni bütün hücreleriyle eğitmeyi öngörür. Bir anlamda eşyanın tabiatı gereği birbirinin karşısındaki kavramları uzlaştırmaya dayanan bu düşünce sistemi, böylece zıtlıklar üzerine kurulmuş çekici bir uyum ortaya koyar. Aklı cinnetten, imanı inkârdan, tekliği çokluktan ve varlığı yokluktan ayrı hesap etmeyen tasavvuf, “öteki âlemler”i kurcalarken bu dünyayı; bireyi ve ruhî sorunlarını ele alırken de toplumu görmezden gelmez. Dolayısıyla maddeye ve iktidara dair iddialar taşımayan bu irfanî eğitim yolu sanattan bilime, siyasetten toplum hayatına kadar pek çok alanda derin ve şaşılası izler bırakır. 

Mutasavvıflar; Medine, Bağdat, Şam, Kahire, Nişabur vb. merkezlerde öbeklenen ilk temsilcilerden, sayıları yüzü aşkın tarikatlere gelene kadar dînî ve siyasî otoritelerin gâh sevecen, gâh acımasız ama her zaman temkinli bakışları arasında varlıklarını sürdürürler. İslâm dünyasının henüz H. I. asırdan itibaren tanışmaya başladığı mistik düşünce, geniş İslam coğrafyasının bütün “inanç tarihi” sayılamasa bile onun bir “inanmış adamlar tarihi” olduğu rahatlıkla söylenebilir..."

 

Galeri


Başa Dön